17 yıl… Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini bazen fark edemiyoruz. 25 Mart 2009… O gün, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal hayatında büyük bir boşluk bırakan bir lider, Muhsin Yazıcıoğlu, bizlerden ayrıldı. Dün, sosyal medyada bu vefatın sene-i devriyesini görünce hem hüzünlendim hem düşündüm.
Muhsin Başkan, sadece bir siyasetçi değildi. O, bir hayalin, bir birliğin sembolüydü. Bir büyük birlik hayali… Ulaşmak üzereyken elinden çekilen bir hayal… Onu tanıyanlar, yanında yürüyenler, inanlar bilir; Muhsin Başkan’ın duruşu, cesareti ve insanlara verdiği güvenin yeri doldurulamazdı.
Ama garip olan şu ki, sosyal medyada gördüğüm görüntü karşısında üzüldüm. Hayattayken onun değerini bilmeyen, en ufak bir katkısını görmezden gelenler, 17 yıl sonra adeta “Muhsin Başkancı” oluvermiş. Oysa gerçek liderler, sadece ardından övgü alanlarla değil, yanındayken anlayanlarla hatırlanır.
Ben, on yıl kadar siyasetle iç içe oldum; kimi zaman aynı ortamda nefes aldım. Bugün geriye dönüp baktığımda, o dönemin havasının, samimiyetin ve temizliğin kolay kolay bulunmadığını görüyorum. Muhsin Başkan gibi liderler nadir gelir; bir kez kaybedildiklerinde boşluğu dolmaz.
Bugün onun hayalini, davasını hatırlamak sadece bir sosyal medya etiketiyle değil, onun fikirlerini, yol göstericiliğini ve insanlara verdiği güveni yaşatmakla olur. Muhsin Başkan’ın izi, yüreklere kazınmıştır ve zaman onu silmeyecektir.
17 yıl geçti… Ama o, aramızda hâlâ var. Çünkü gerçek liderler ölümsüzdür.
Yorumlar